“Bir şey yaparken kendinizi tümüyle yakmalısınız; tıpkı iyi bir kamp ateşi gibi. Kendinizden geriye tek bir kül bile kalmamalıdır.”

Shunryu Suzuki

İçimizde beslediğimiz eyleme tutkusu ve ateşi, çok katmanlı bir yorumla mattaki ve hayattaki pratiğimize dahil etmenin önemini idrak etmek yoga uygulamasının başını çekiyor. Öğretme pratiğimizi çoğu zaman kendi sürecimiz üzerinden inşa etsek de yogayla tanıştırmaya elçi olduğumuz herkesin bizimle aynı süreçlerden, aynı duygulardan ve yöntemden besleneceğini varsayabiliyoruz. Oysa her daim vurguladığımız biricikliğimiz, bazen karşımızdakine derinlemesine ulaşmamıza ket vuran bir perdeye dönüşmeden, yolun tüm olasılıklara açık olduğunun haberini paylaşabilmek çok fark yaratır. Öğrencinin yoga ve meditasyon ile kurmaya hazırlandığı bağın güçlenmesi; evvela hangi motivasyonla matın üzerine çıktığını, yolda o hevesin sönmesi hâlinde kendisini nelerin beklediğini, nelerle tekrar içindeki ateşi harlayacağını aktarabilmekten geçiyor. Bu aktarımı, kendi deneyim ve birikimlerimizden damıtmanın yanı sıra doğrudan yüzyıllar öncesine dayanan kadim metinlerin sunduğu somut gerçeklikten bahsetmek de mutlak bir gereklilik.  

Yoga öğretisinin temel taşı Yoga Sutra’larda Patanjali’nin 8 basamaklı yolun en başına konumlandırdığı içsel ve dışsal meşguliyetler olan Yama ve Niyama’ların her bir kavramı birbirinden değerli ve ayırt edilemez. Ve fakat başlangıç ateşini yakmak adına öğrenciye aracılık ederken ilk ele alabileceklerimizden biri kuşkusuz Tapas’tır. Yoga uygulamasında eyleme gücünü devreye sokabilmek için yalnızca enerjinin ve çabanın yeterli olmadığını vurgulayan Patanjali’ye göre bu enerjiyi somutlaştıracak bir içsel dürtünün varlığı olmazsa olmazdır. Kelime anlamı olarak “ateş, ısı” şeklinde tercüme edilen Tapas, eyleme geçmenin ve sürdürülebilirliğin mutlak kaynağı olan disiplini ifade eder. Verimli bir pratik inşa edebilemek için vazgeçilmez bir unsur olan Tapas, her seferinde bıkmadan matın üzerine çıkma tutkusundan, kendimize yönelik içsel araştırma arzusuna dek zengin anlamlar taşıyor. Bu tutku, arzu, disiplin ve ateş; yalnızca matın ya da minderin üzeriyle sınırlı kalmayacak derinlikte özümsendiğinde, kişinin gündelik yaşamında ve tutumlarında geliştirdiği motiflerin yüzeye çıkmasına, zamanla dönüşmesine vesile oluyor. Disiplin kelimesinin katılığından kaçınanlar için Tapas’ın ifade ettiği biçimiyle disipline olmanın; ciddi, yaşamdan, duygulardan ya da gerçeklerden kopuk üstün bir niteliği yansıtmadığını vurgulamak da çok önemli. Patanjali’nin disiplini, egonun ve hevesli zihnin direnişine yanıt olarak tutuşturulmayı bekleyen bir içsel kaynak. Herkesin sahip olduğu ve o ateşi yakmanın yolunun zihinden değil kalpten geldiği sezgisel bir köken. Adanmışlığın yapay yöntemlerle ortaya çıkmayacağını, tamamen içeriden gelen bir dürtüyle perçinlenebildiğini bize aktaran Tapas kavramı, hâli hazırda varolan potansiyelin eyleme dönüşme aşamasındaki tetikleyici bileşendir. Yoga ile yeni tanışan her öğrencinin başlangıçta bocalayabildiği, kimi zaman kendisini eksik kimi zamansa hazırlıksız hissettiği düzenli uygulama inşa etmenin temelinde tutkunun yattığını ve bu tutkuyu uyanık tutmanın inişli çıkışlı bir seyir izlediğini hatırlatmak öğreticinin ilk sorumluluklarından biridir. Kendi tecrübelerinden örneklerle beslediği bu tutkululuk/disiplinlilik hâlini; idealize edilmiş, ayrıcalıklı bir nitelik gibi sunmamak, öğrencinin uygulaması ile özgün ve olasılıklara açık bir bağ geliştirmesinin en önemli bileşenidir. Tıpkı hayat gibi yoga da dümdüz bir ova gibi engebesiz ve öngörülebilir değil; kimi zaman vadi, kimi zaman okyanus, kimi zaman dağlık bir patika gibi insanın önüne türlü zorluklar çıkartır. Mühim olan ve yoga öğretisinin temelinde yatan; içsel olgunlaşma ve dönüşümün zorluklarla karşılaşıldığında vazgeçmeden yola devam edebilme metanetine borçlu olduğumuz bilgisidir. Onlarca kez düşüp kalkmanın, yorulmanın, ipleri koparmanın eşiğine gelmenin insana özgü durumlar olduğunu hatırladığımız ve tüm bu hâllerimizi kucaklayıp içeride sönmemiş olan ateşin sesine kulak verdiğimiz ölçüde, gerçekçi ve devamlılık arzeden bir kişisel pratik geliştirebiliriz. 

Tapas’ın işaret ettiği “ateş” kavramına element bazında baktığımızda da benzer bir motiften köken alındığını fark ederiz. Doğadaki başlatıcı, sürdürücü ve yakıcı gücüyle ateş; dönüşüme yol açan temel etmendir. Enerji üretmek, bu enerjiyi kullanılabilir hâle getirmek için faydalanılan ısının etkisi, yoganın ve insanoğlunun doğayla bütüncül ilişkisinde de kendini gösterir.  

Eyleme geçmenin yılmadan, sürekli ve gönüllü bir biçimde devam edebilmesinin anahtarı olan Tapas’ı, aynı zamanda işe yaramayanı yakmak, benliğe hizmet etmeyen düşünce ve davranış kalıplarının zamanla tükenip küle dönüşmesi şeklinde de yorumlarız. Suzuki’nin sözleriyle; “Bir şey yaparken kendinizi tümüyle yakmalısınız; tıpkı iyi bir kamp ateşi gibi. Kendinizden geriye tek bir kül bile kalmamalıdır.” deyimi tam da Tapas’ı uyandırmakla gelen bu sonsuz dönüşümün eline kendimizi teslim etmemiz gerektiğini vurgular. Tutku ve disiplin, benlik ormanımızda alevleri pasparlak bir ateş gibi fiziksel, mental ve duygusal zaaflarımızı, kurumuş arsız otlar gibi küle çevirmek için hazırda bekler. Yoga ve meditasyon uygulaması o arsız otların, öz-araştırma (svadyaya) yoluyla önce yüzeye çıkmalarının ve  ardından tapas yoluyla yanıp yok olmalarının sonsuz döngüsüne dair bir farkındalık çalışmasıdır. Bu çalışmaya rehberlik eden bizlerin; gönüllülük ve motivasyon ateşini yakabilmesi için öğrencinin yolda ve benliğinde karşılaşması muhtemel çeldiricilere karşı uyanık bir zihnin tasvirini mümkün olduğunca eksiksiz yapabilmesi elzemdir. 

 

 

Go to top